7 Oca 2017

Frida Kahlo ; Ressam Feminist Kominist ve Aşık


Frida Kahlo gibi güçlü bir karakteri anlatmak zor. O'nun hayat hikayesine yaşam mücadelesi denilebilir. Her kadın gibi kurbanıydı toplumun. Yıllarca yaşadığı tüm olumsuzluklara rağmen, köşesine çekilip silinmek yok olmaktansa, kendini, kadınlığını, dünyasını resimleriyle ifade etti. Yaptığı resimlerdeki hüzün gerçekliğinin ta kendisiydi. Bir yazar bir şair gibi kendini resimleriyle anlattı. Resimlerindeki hüzün Frida'nın acılarıydı.

En başa dönelim. 7 Temmuz 1907 de Meksika'da doğmuş olmasına rağmen, doğum tarihini Meksika Devrimine denkgelen tarih 7 Temmuz 1910 olarak ilan etmiş, yaşamının Modern Meksika'nın doğumuyla başlamış olmasını istemiştir. Devrimin asi kızı değildi belki ama devrimin güçlü kadınıydı Frida. Altı yaşında geçirdiği çocuk felcinden sonra bir bacağı engelli kalmış, kendisine 'tahta bacak Frida ' denmişti. Bu engeliyle başetmesini çok iyi becerebilen Frida, genç kızlık döneminde,  en iyi eğitimi veren Ulusal Hazırlık Okulu'nda okudu. Bu okul Frida'yı sanat, edebiyat, felsefe gibi alanlara yönlendirdi. Okul yıllarında anarşist bir edebiyat kulübüne dahil olarak güçlü bir karakter ortaya çıktı.

18 yaşında geçirdiği bir trafik kazası hayatını alt üst etmişti. Okul dönüşü içinde bulunduğu otobüsün tramvayla çarpışması sonucu, demir çubuklardan biri Frida'nın sol kalçasından girip leğen kemiğinden çıkmıştı. Kazadan sonra tüm hayatı hastaneler, korseler ve doktorlarla geçti. Omurgası ve sağ bacağında dinmeyen acılarla yaşadı. 32 kez ameliyat edilecek, çocuk felci yüzünden engelli olan sağ bacağı da 1954 yılında kangren yüzünden kesilecekti.

Kazadan sonra eve dönünce, ailesinin de teşvikiyle resim yapmaya başladı. Yatağa bağımlı olduğu günlerde, babasının aldığı tuval,fırça ve boyalarla, annesinin yatağın üstüne tavana astığı aynada hayat bulmuştu Frida. Aynadaki kendi aksine bakarak, gördüğü farklı yüzleri resmetmişti. Bu aynaya  ' gündüzlerinin ve gecelerinin celladı' adını vermişti.



Ne bir akım ne de toplumda ressam olarak yer edinme endişesi yoktu Frida'nın. Yatağa bağlı bir bedenle olabildiğince özgür bir ruhun tezatlığıydı onu bildiğimiz kadın yapan belki de.

Doktorların yaşamasının bile mümkün olmadığı söylemlerine rağmen, inatçılığıyla 2 yıl içinde mucizevi bir şekilde, yürümeye başladı. Sanat ve politika çevrelere girdiği bu dönemlerde Küba'lı önder Julio Antonio Mella ile tanışıp arkadaş oldu. 1929 da Meksika Komünist Partisi üyesiydi.

Aynı dönemlerde ressam Meksikalı Michalangelo olarak anılan Diego Rivera ile tanıştı ve evlendi. Kendisinden 21yaş büyüktü Diego. Daha önce iki kez evlenmişti. Çocukları vardı Diego'nun. Çapkınlığı ve sadakatsizliğiyle tanınırdı. Asıl savaşı Rivera ile tanıştığında başlamıştı Frida'nın. Herkes gibi ailesi de karşı çıktı bu evliliğe. Annesi bu birlikteliği bir fil ile güvercinin birlikteliğine benzetiyordu.

Hikayenin bu kısmı bazı feministlere ters düşmekte. Sadakatsiz bir adam ve deliler gibi aşık, aşkından vazgeçmeyen bir kadın. Frida'ya göre aşk; ölürken celladına olan bağlılık gibiydi. Gerçek aşk bumuydu acaba?

Herkesin bitmesini beklediği bir evlilikti bu. Çalkantılı bir aşktı onlarınki. Birlikte çok acılar yaşadılar. Sağlık sorunları, mesleki başarısızlık, düşük, sadakatsizlik,, hatta bazen karşılıklı sadakatsizlik.. Onlarınki sadece aşk değildi; yoldaşlık, dostluk, annelik, babalık, meslektaşlıktı da aynı zamanda. Birbirlerini 'ülkenin en iyi ressamı ' olarak nitelendirirlerdi.

Diego'nun Frida'nın kız kardeşi ile bir ilişkiye girmesi büyük yaralar açmıştı evliliklerinde. Bu dönemlerde de Frida başka ilişkiler yaşamıştı. Evlerinde misafir kalan, Rus devriminin önde isimlerinden olan Lev Troçki ile olan ilişkisi evliliğini bitirdi. Bir yıl sonra Diego ile yeniden evleneceklerdi.

Tutucu bir toplumda sadakatsiz bir evlilik yapmış, ciddi sağlık problemleri yaşamış, anne olamamış bir kadının resimleri; birçok kadının anlatamadıkları duyguların tuvale dönüşmesiydi. Kendi bedeninden ve yüzünden yola çıkıyordu Frida.

143 tablosu vardır. Bunlardan 55 tanesi, yatakta geçirdiği yıllarda yapmış olduğu oto-portrelerdir. Resimlerindeki sanatsal yönü, Pablo Picasso'ya ' biz onun gibi insan yüzleri çizmeyi bilmiyoruz' dedirtmiştir. Sürekli evcil hayvan besleyen Frida'nın hayvan portleri vardır. Resimleri sürrealist olarak değerlendirilse de Frida bunu kabul etmez. Resimleri acı ve kesin gerçekliği yansıtır. Meksika kültürü ve devrimci ulusal kimlik aktarılmıştır tuvale. 1938 de New York'ta açtığı sergi O'na uluslararası ün getirdi. 1939 da Paris'te açtığı sergide fazla resmi satılmasa da resimleri büyük ilgi gördü. Ülkesindeki ilk kişisel sergisini 1953 de Meksika Galerisi'nde açtı. Doktorları ayağa kalkmasını yasakladığı için sergiye karyolasıyla taşınarak götürüldü.

13 Temmuz 1954 de akciğer embolisi teşhisiyle son nefesini verdi. İntihar ettiği söylentileri de vardır. Tıpkı yaşamındaki gibi son yolculuğuna da saçında çiçeklerle yakılarak uğurlandı. Külleri müze haline getirilen Mavi Ev'de muhafaza edilmekte.



Saplantılı denebilecek kadar aşık bir kadındı Frida. Boyun eğdiyse aşka boyun eğdi. Aynı hikayeye bakıp bazıları yenik ve güçsüz bir yaşam olarak nitelendirebilir. Bazılarına göre ise kahraman bir kadının hikayesi. Tıpkı resimlerinde aynı yüzden farklı kadınlar yaratması gibi. Frida'nın gücü de sırrı da bunda gizlidir kimbilir..









Yardımcı Kaynak;
Wikipedia


















Hiç yorum yok:

Yorum Gönder